Dünyayı ağLatan karikatür
Serdar’a Mektup
ekşi sözlüğe serdar ortaç yazdım 4. sayfadaki 93 no daki şu edebiyat kopardı
beni paylaşayım dedim.
“
kendisine şu şekilde bir mektup yazmayı istedigim sanatçı.
“sevgili serdar,
dün işten çıktım, minibüse atlayıp arkadaşlarımla buluşmak üzere yola
koyuldum. minibüs tıka basa doluydu. arka beşlinin en sağına oturdum. sonra
önüme, minibüse elinde bir çuvalla binmiş bir amca geldi. kan ter içinde,
çuval devrilmesin diye uğraşıyor, bir yandan da son sürat giden minibüste
ayakta kalmaya uğraşıyordu. onun bu çabasını izlerken, stresten beni de ter
bastı. gerçi onu izlemesem de ter basardı zira minibüs mikrodalga fırın
sıcaklığındaydı. paralar elden ele uzatıldı, sırası gelen minibüsten indi,
çuvallı amca da indi, pazar filesindeki domatesler raflardaki yerlerine
giderken tedirginlik içerisindeydiler. minibüsün boktan amortisörleri
sağolsun, her çukurda kafamız tavana vuracakmıçasına zıplıyorduk. aklıma
macerayı seven adamın trampleni geldi. içimden güldüm.
bunları bana niye anlatıyorsun diyeceksin, anlatayım serdarcığım. minibüste
tüm bunlar olurken jane fonda senin şarkılarından biri çalıyordu. hani şu
mesajlarını sileceğini beyan eden eski sevgilin midir artık her kimse, ona
yazdığın. kimse farkında mıydı bilmiyorum ama tüm o işkence içerisinde senin
gönül mevzularınla da içiçeydik.
sonra gözlerimi kapayıp düşündüm bir an. hayır gözlerimi hakkaten kapamadım
tabii ki, minibüste bu tür avrupa bağımsız sinemasından fırlamış sahneler
hoş karşılanmayabilirdi. neyse, düşündüm ki isveç’ teyim. düşündüm ki az
önce ayrıldığım iş yerine sevdiğim bambaşka bir işte çalışıyorum, arabam var
minibüs kullanmıyorum. arabanın klimasını geçtim, isveç ekvatordan çok uzak
be serdar, orası böle sıcak da yapmaz, terlemeden eve varırım. isveç’ te
elinde çuvalla gezinen bi amca düşünebiliyor musun serdar? ben
düşünemiyorum. ama ne yapalım be serdarcığım bizim de habitatımız bu,
minibüsteki ter kokularıyla, tavandan sarkan garip yaratıklarla, minibüsün
arkasındaki “gecelerin yargıcı” yazısıyla, bozuk amortisörlerle varız biz.
sözlerimi sakın zügürt tesellisi olarak değerlendirmeyesin ha. bak
değerlendiriyorsun demiyorum, değerlendirebilirsin diyorum.
neyse kafan karışmasın serdar, sana açıkça bi şeyi söyliyim ki isveçlileri
tek kıskandığım nokta tamamının senden bihaber olarak hayatlarına devam
etmeleri. ne o çok yakışıklı sandığın, tripten tribe sokarken insanı en az
çuval taşıyan amca kadar strese sokan yüzünü görüyorlar, ne de ekolayzır
göstergesinin bile işleyişini aksatabilecek sesini duyuyorlar. sağa sola
sallanan kameralarla, sularda çektiğin, yılanlar gibi kıvrıldığın kliplerini
de ancak uydu antenleri çok bozulduğunda, kanal yanlışlıkla kral tv yi
çektiğinde, kumanda uzaktaysa seyretme ihtimalleri var ki sen kafanı yorma
serdar ben sana söyliyim o ihtimal sıfıra yakın. şu isveçliler ne şanslı
insanlar değil mi be serdar…
serdarcığım mektubuma burada son verirken sana sanat yaşamında başarılar
dilemiyorum çünkü zaten çok başarılısın. güzel ülkemizin ekonomisine
teşekkürler, bu işsizlik oranında senin gibi, çelik gibi, doğuş gibi, avni
küpeli gibi, ismail er gibi değerli insanları harcamıyor, bulup istihdam
ediyor ceplerine para koyuyor. sen olmasan biz ne yapardık be serdar?
bir gün özür dilersem belki huzur bulacakmış
aman hiç bir şey bulma canıma minnet…”
(kalashnikov, 22.07.2004 11:46 ~ 23.07.2004 15:09)
Lübnan Katliamı 2006
Filistin ve antisemitizm
|
|
ALİ BULAÇ |
09.07.2006 PAZAR |
|
Filistin sorununun görünürde beş noktada toplandığı düşünülür: 1) İsrail’in toprak işgali. Bugün tarihi Filistin topraklarının ancak yüzde 22’si Filistinlilerin elinde, bunların üzerinde de hükümran olarak yaşamıyorlar; 2) 2,5 milyon Filistinli mültecinin trajik durumu; 3) Dünyanın çeşitli ülkelerinden getirtilmiş Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilerin evlerine, bağ bahçelerine yerleştirilmesi; mal ve mülklerinin çalınması ve Filistinlilerin sistemli bir biçimde etnik arındırmaya tabi tutulması; 4) Kudüs’ün nihai anlamda statüsü; 5) Mescid-i Aksa’nın yıktırılıp yerine Süleyman Mabedi’nin yaptırılmak istenmesi. Bu beş sorun çözülmedikçe Ortadoğu, İslam dünyası ve elbette dünyanın ana sorunu veya asıl deyimiyle “sorunların anası Filistin” sorunu çözülmeyecek. Nihai anlamda bu beş sorunun nasıl bir çerçevede çözüleceğini şimdiden tam olarak bilemiyoruz. Ancak şu anda bütün dünya “İsrail’i tanıyın” diye Filistinlilere baskı yapıyor. Filhakika Hamas dahil, Arapların ve Müslüman ülkelerin neredeyse tamamı zımnen İsrail’i tanımış durumda. İstenenler şunlar: a) İsrail, 1967’de işgal ettiği toprakları boşaltsın. Bu demektir ki, 1948’den sonra işgal ettiği topraklar artık onundur. b) Mültecilerin geri dönmesine izin verilsin, çalınan mal ve mülkler sahiplerine iade edilsin. c) Doğu Kudüs, Filistin devletinin başkenti ilan edilsin (Bu demektir ki artık Kudüs’ün tamamı üzerinde hak iddia etmekten vazgeçilmiş.) Bu üç noktayla Hamas’ın da yetineceğini bilmeyen yok. Bu, temel bir gerçektir; ama İsrail’in savaş makinesi kadar güçlü olan propaganda makinesi, Filistinlilerin ve Arapların a) Antisemitik olduklarını, b) İsrail’i güvenli sınırlar içinde tanımayıp haritadan silmek istediklerini ve c) Terörist, vahşi bir güruh olduklarını tekrarlayıp duruyor. Maalesef bu propagandaya inanan nice insan var. Bugün bu antisemitizm konusunda İsrail’in ve onu kayıtsız şartsız destekleyen Batı’nın nasıl bir ikiyüzlülük ve anlam çarpıtması içinde olduğuna işaret etmeye çalışacağım. Başlangıçta şunu söyleyelim ki, hiçbir Arap (Türk, Kürt, Paki, Fars, Malay vb.) eğer dininin değerlerini iyi biliyorsa antisemitik olamaz. Antisemitizm İslamiyet’te haramdır. Çünkü bir topluluğu dininden veya etnik kökeninden dolayı lanete mahkum etmek, aşağılamak, birtakım haksızlıklara ve mağduriyetlere uğratmak büyük bir suçtur. Bu çerçevedeki antisemitizm Batı’ya aittir. Ancak bugün İsrail, “antisemitizmden, Siyonizm’e karşı olmak ve bir ulus devlet olarak İsrail’in hukuksuzluklarına, cinayetlerine, işgal ve işkencelerine ses çıkarmamayı” anlamamızı istiyor. Bu anlamda kim İsrail’in gözünün üstünde kaşı var diyecek olsa anında antisemitik ilan edilir. İsrail, bu sayede, bütün dünya milletleri için geçerli olan her norm, kural ve hukuki bağlayıcılıktan kendini muaf tutabiliyor, göz göre göre bir halkı kırıma uğratıyor. Antisemitizmi onu tarih sahnesine çıkartan hakiki anlamına irca etmemiz gerekir. Yani semitik olan bir topluluğun sırf Sami ırkından geliyor diye aşağılanması ve bazı haksızlıklara uğratılmasının suç ilan edilmesi. Tabii ki burada ince bir nokta var. O da şudur: Sadece Yahudiler değil, Filistinliler ve Araplar da Sami ırkından gelmektedir. Bizim kökenimiz birdir ve hatta İbn Haldun’un evrensel terimlerini kullanmak gerekirse biz bütün Müslümanlar “neseb” bakımından değil, “sebep” bakımından birbirimize bağlıyız ki, bizim atamız Hz. İsmail’dir; Hz. İsmail, İbrahim aleyhisselamın ilk oğludur. Ondan sonra Sara’dan doğan Hz. İshak, Yahudilerin atasıdır. O halde en başta Araplar ve Yahudiler amca çocuklarıdır. Hepimiz Semitik kökenden geliyoruz. Ancak başka vesilelerle ifade ettiğim üzere, Yahudi inanışına göre Sara, özgür ve efendi idi, hatta Tanrı’nın kızı bir kraliçe idi. Hz. İsmail’in annesi Hacer ise Mısırlı bir cariye idi -bir rivayete göre de siyahi idi-. O halde Hz. İsmail ve çocukları ikinci sınıf insan grubunu teşkil eder; onların hakları Hz. İshak ve çocuklarınkilerle aynı seviyede tutulamaz. Şimdi soruyoruz: Bu apaçık bir ayrımcılık ve antisemitizm değil mi? İsrail, bu dini-tarihi gerekçeden hareketle Filistinlilere kan kusturuyor; dünya susuyor. Peki, bu tür dini/ırkçı belirlemeleri çoktan kültür dünyasından çıkarttığı iddia edilen Batı (Avrupa ve ABD) nasıl bu antisemitizme hiç ses çıkarmıyor? 09.07.2006 e-posta adresi:a.bulac@zaman.com.tr |
||

