Şehit annesine kulak verin!
|
|
ŞAHİN ALPAY |
09.09.2006 CUMARTESİ |
|
PKK’nın hain saldırılarında şehit olan askerlerimizin acısı yüreğimizi dağlıyor. PKK’nın başımıza ördüğü kardeş kavgasında hayatlarını kaybeden gençlerimizin hepsi, hepimizi derinden üzüyor. PKK’nın menfur emirleriyle ölüme giden gençlerin haksız da olsa, yanlış da olsa, anlamsız da olsa, nihayet bir “ideal” uğruna; gönüllü olarak, bilerek ve isteyerek savaştıklarını ve can verdiklerini düşünebilirsiniz. PKK’nın hain pusularında hayatlarını kaybeden askerlerimiz için aynı şeyi söylemek mümkün mü?.. Onlar vatani, kanuni ve mecburi bir görev uğruna, büyük olasılıkla hiç tasvip etmedikleri bir kardeş kavgasına, istemeyerek kurban gidiyorlar… Ne hazin! Nuriye Akman’ın, şehit asteğmen Zeki Burak Okay’ın anne ve babasıyla yaptığı mülakatı okurken (Zaman, 7 Eylül 2006) bunları düşünmekten kendimi alamadım. Şehit asteğmen Zeki Burak Okay, benim öğrencim olmadı; ama ders verdiğim üniversitenin başka bir fakültesinden, bilgisayar mühendisi olarak mezun oldu. Onu okulun koridorlarında, çeşitli vesilelerle gördüğümü de anımsıyorum. Anne ve babasının söylediklerini büyük bir dikkatle okudum. Okurken aşağıdaki satırların altını çizdim. Annesi Neriman Okay şöyle diyor: “Ben savaşa, düşmanlığa karşı bir anne olduğum için oğlumu eline oyuncak silah vermeden büyüttüm… 23 yıl eli kalem tutmuş bir insanın 3 aylık eğitimle PKK’ya karşı gönderileceği hiç aklıma gelmedi… Ben oğlumu keşke gerçek bir savaşta kaybetseydim. Benim oğlum pisi pisine ölüme gönderildi… Ben onun için üzülüyorum… Daha çok vergi verelim. Daha çok silah alsınlar. Daha profesyonelce ordu yapsınlar. Ama bizim evlatlarımız pisi pisine gitmesin… Ben şehit annesi olduğum için övünmüyorum. Hiçbir zaman övünmeyeceğim. Benim isyanım ne askere, ne devlete. Oğlumun pisi pisine gitmesine isyanım. Bugüne kadar çocukları ölmüş anneler acılarını dile getiremediler. Ben öyle bir şehit annesi olmak istemiyorum…” Babası Sezai Okay diyor ki: “Ben vatan sağolsun demeyeceğim… Eğitimsiz çocuklar savaşa gönderilmesin diyorum, o kadar. Bu benim misyonum artık. Şehit ailesi dernekleri var. Buna benzer sivil toplum örgütleri var. Oralarda bunları dile getireceğim… Düşüneceğim başka neler yapabilirim diye. Bunu asla birilerini alt etmek, birilerini mahcup etmek, tökezletmek için değil, ülkemize faydamız olsun diye söylüyorum… Düşünün hayatı boyunca doğru dürüst koşmamış, top bile oynamamış bir çocuk komando eğitimi alıyor. Bedeni alışık değil ki ona. Uygun değil ki kişiliği ona… Benim yavrum beceremese de, bilmese de dimdik askerlik yaptı. Ama o hain pusulara cevap verecek güçte, tecrübede değildi…” Başbakan, “Askerlik yatma yeri değildir!..” diyerek yürekleri yanan bu insanları tersleyip rencide edeceğine söylediklerini can kulağıyla dinlemeli, söylediklerinden ders almalı. Askeri yetkililer de bugüne kadar hemen hemen kimsenin dile getirmeye (ne yazık ki) cesaret edemediği, ama (ne yazık ki) herkesin farkında olduğu soruna; yani yeterince eğitimi, hazırlığı olmayan, sıradan birliklerin PKK ile mücadelede görevlendirilmesi sorununa (yani, ne yazık ki, özünde insan hayatına gereğince kıymet verilmemesi sorununa) çare bulmak zorunda. Türkiye’de askeri yetkililer, maalesef hâlâ, görev alanlarına kesinlikle girmeyen konularda konuşmaktan geri durmuyorlar. Ama onlardan asıl duymak istediklerimiz, asıl görev alanlarına giren ve asıl ilgilenmeleri gereken bu konularda ne düşündükleri, bu alanlarda ne gibi önlemler almayı öngördükleri. Başbakan’dan beklediğimiz ise, “Keşke 1 Mart’ta Irak’a girseydik. Gitmeliydik. Gitmiş olsaydık bugünkü tablo olmazdı…” şeklinde, gerçeklerle en küçük bir ilgisi olmadığını hemen herkesin bildiği, Kuzey Irak’ı işgal suretiyle Türkiye’nin iç sorunlarına çare bulunabileceği ham hayalini yayan beyanlarda bulunmak yerine, bu anlamsız ve korkunç kardeş kavgasını sona erdirmek için toplumu dinlemesi, alınması gereken siyasi, sosyal ve ekonomik tedbirleri bulması ve uygulaması. 09.09.2006 e-posta adresi:s.alpay@zaman.com.tr |
||
